Bağcıyı Dövmek mi, Üzüm Yemek mi?

Written By: Genç Öğrenci - May• 05•13

Your ads will be inserted here by

Easy Plugin for AdSense.

Please go to the plugin admin page to
Paste your ad code OR
Suppress this ad slot.

bahce

Kendi kendinize sorun lütfen; yaşamdaki amacınız veya davranışlarınızdaki amacınız nedir?Güzel bir bahçeye girdiğinizde amacınız nimetlerinden faydalanmak, güzelliklerini fark etmek, çiçeklerini koklamak, üzümlerinden yemek mi yoksa bağcıyı dövmek mi?

Bu soruya içtenlikle ve yüksek bir farkındalıkla cevap verirseniz şunu fark edeceksiniz:

Yaşamdaki amacımız sonuç elde etmek olmalıdır. Eylemlerimizin davranışlarımızın altında yatan temel dürtü bu olmalıdır.

Zaman zaman bilinçli veya bilinçsiz olarak amacımızdan saparız ve meyve yemek için girdiğimiz bahçeden, bağcıyı döverek çıktığımızı fark ederiz.

Eşimize, çocuklarımıza, iş arkadaşımıza, annemize, babamıza saldırdığımız ama sonuç elde edemediğimiz ne kadar çok çatışmamız vardır.

Ders çalışması gerektiğini söylemek için odasına girdiğimiz çocuğumuzla, diyalogumuz öyle bir gelişir ki, çoğu zaman kavga etmiş, üzmüş veya üzülmüş olarak kendimizi dışarıda buluruz. Oysa içeri girerken ne kadar iyimser duygulara sahiptik! Ama bir anda en son sırada dahi olmasını istemediğimiz bir sonuçla karşı karşıya kaldık.

İçeri girdiğimiz andan itibaren ne yaptık?

Öncelikle; geçimli, sabırlı ve sevecen bir tablo sergilemedik. En son söylememiz gereken şeyi, en başta söyledik. Konuşmanın bir anda başlayıp, bitmesini arzuluyorduk ve öyle de oldu. Sonuç elde etmeye değil, içinde bulunmuş olduğumuz sıkıntılı ruh halinden kurtulmaya odaklandık ve başardık. O ruh halinden kurtulup, çok daha kötü bir ruh haline girdik.

İhtiyacımız olan şey, öncelikle sakin olmak, sabırlı olmak ve sonuca odaklanmaktı. Çünkü uyumun önemli ayaklarından biri de sabır ve sakinliği koruyabilmektir.

Your ads will be inserted here by

Easy Plugin for AdSense.

Please go to the plugin admin page to
Paste your ad code OR
Suppress this ad slot.

Yaşamın çarklarının istediğiniz gibi dönmesini istiyorsanız, öncelikle olduğu gibi kabullenmeyi bilmelisiniz. Bu da aslında uyum ve ayak uydurmaktır.

Mevcut durumu kabullenmeden, sadece çevremizdekileri kör bir inatla değiştirmeye çalışıyorsak, kaybetmeyi ve sonuçsuz kalmayı, hatta olumsuz sonuçları da göze almışız demektir. Böyle bir hayat bezdiricidir. Kolayca öfkelenir ve tahammülümüzü kaybederiz. Oysa sabır yaşamımıza sihirli bir el girmişçesine sükunet ve kabullenme boyutunu katar. Şunu hatırlayalım ki bir şeyi kabullenmeden değiştiremeyiz.

Öfkeli ve uyumsuz davranışlarımız olayları gerçek boyutları ile algılamamızın önünde bir engeldir. Sıkışık trafikteki halinizi düşünün; birinin sizi sollaması, bir başkasının araya girmesi, arkadan bir korna sesi aslında sizi öfkelendirecek olaylar değildirler. Bir kişinin önünüze geçmesi bile en fazla bir kaç saniye veya dakika kaybettirir.

Oysa öfkeli biri; o an dünyanın sonuymuş gibi algılar, abartır ve zihninde bir probleme dönüştürür. Böylece zihninin çözüm üretmesine engel olur.

Eşimizle, çocuklarımızla, patronumuzla en kritik durumlarda bile karşımızdaki sorunun, basit bir sorun olduğunu kabul edersek, sorun daha kolay çözülür.

Aksine küçük bir olayı, ölüm kalım meselesi haline getirmiş isek, çözümsüzleştirmeyi başarırız.

Bu sebeple uyumun gücünü kullanırken sabırlı ve sakin olmayı kendimize zorunluluk kılmalı, elimizdeki durumu kabullenmeli ve yönlendirme ile arzuladığımız sonuca ulaşarak mutluluğu kendimiz yaratmalıyız.

 

Z.Müge Kasaroğlu

www.gencogrenci.gencgelisim.com

Bir önceki yazımız olan Sorunlarınızın Üstesinden Gelin! başlıklı makalemizde bilinçaltı telkinler, sorunlarınızın üstesinden gelin ve telkin cdler hakkında bilgiler verilmektedir.

Share

You can follow any responses to this entry through the RSS 2.0 feed. You can leave a response, or trackback from your own site.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir