Bölgeler ve Hakimiyet Alanları

Written By: Genç Öğrenci - Haz• 09•13

Your ads will be inserted here by

Easy Plugin for AdSense.

Please go to the plugin admin page to
Paste your ad code OR
Suppress this ad slot.

kisisel-alan

 

“Mesafe, kişiler arası ilişkilerde, kişilerin birbirlerine verdikleri değeri, önemi gösteren ve kendilerini ilişki içinde koydukları yer konusunda bize bilgi veren en temel belirleyicidir.

Mesafe, öneminin farkında olanlar tarafından kontrol edilebilir bir iletişim öğesidir. Bu sebeple hem yüz yüze ikili ilişkilerde, hem de geniş mekân içinde bir toplulukla kurulan ilişkilerde mesafeyi bilinçli olarak kullanmak büyük yarar sağlar. Kişinin diğer insanlarla arasına koyduğu uzaklık, onlara karşı olan duyguları ile ilgilidir.

Mesafe, bütün ilişkilerimizde önemli bir duygusal belirleyici olduğuna göre, kendimizi çok yakın hissettiğimiz kişilere yaklaşır, hatta onlara temas ederiz. Ama pek de hoşnut olmadığımız kişiler söz konusu olunca onlardan uzaklaşmaya ve aramıza mesafe sokmaya çalışırız. Bu kişilerden,  “Amma da burnumun dibine giriyor.” diyerek dert yanarız.”  ( Batlaş, s.113)

Birlikte yaşayan her canlının, beslenmek, hareket etmek, uyumak ve bir takım sosyal ihtiyaçlarını karşılamak için kendisine özgü bir alana ihtiyacı vardır.

Evlerde her aile ferdinin kendine mahsus kullandığı alanı vardır. Öncelikli kendilerinin kullanacağı koltukları vardır. Henüz beden dili kavramından haberim yokken- yani çocukken- anneannemlere ailecek ziyarete gitmiştik. Uzaktan geldiğimiz için çok güzel ve iyi ağırlandık. Ben henüz 6 yaşımda olmama rağmen evin televizyona karşı konmuş, en gösterişi koltuğuna oturdum. Dedem (annemin babası) evin ortasında dolaşıyor, herhangi bir yere oturmuyordu. Annem, anneannem, babam ve evin bilumum halkı uzun uzun uğraştılar ama dedemi bir yere oturmaya ikna edemediler.

Evin ortasında, bir oyana bir bu yana deli danalar gibi dolaşıyordu. Bahanesi de, “Karnım şiş, biraz hareket edersem rahatlarım” idi. Bir müddet sonra mutfaktan güzel kokular gelmeye başlayınca ben, hemen oturduğum koltuktan kalkıp, mutfağa koştum. O sırada dedem yarış yapıyormuşçasına koştu ve benim kalktığım koltuğa oturdu. Ve otururken de “Ohh!” diye bir ses çıkardı. Meğer ben yanlışlıkla dedemin her gün oturduğu ve başka kimseyi oturtmadığı koltuğuna oturmuşum. Misafir olduğum için beni kaldırmaya kıyamamış. Ama yerimden kalkmamı da dört gözle beklemiş.

Sofrada herkes her zaman aynı yere oturmaya çalışır. Eşler aynı yatağı paylaşır, ama kesinlikle her akşam yatağın aynı tarafına yatarlar. Hasbelkader bir gün yatağın size ait olmayan tarafına yatarsanız, eşinizin sizi o tatlı uykunuzdan uyandırıp her zaman yattığınız bölgeye doğru ittiğini göreceksiniz.

Sadece insanların değil, diğer canlıların da hem bitkilerin hem de hayvanların kendilerine mahsus alanları vardır. O bölgeye diğer hayvanların girmesine izin vermezler. Bir ara televizyonda bir belgesel seyrederken, aslanın bölgesine başka bir hayvan izinsiz girmişti. Sonradan o hayvanı çok zayıflamış olarak gördük. Hatta aslan işini o kadar profesyonelce yapmıştı ki, aslanın bölgesine izinsiz giren hayvandan geriye sadece bir deri birkaç da kemik kalmıştı.

“ Köpeklerin koku alma duyusu insanlara göre yüz kat daha fazladır. Parklarda her ağacın altında durup az az çişlerini yapan köpekler, aslında kendi bölgelerini işaretleme çabasındadırlar.

Yine kediler, büyük akrabalarının yaptıkları gibi ağaçlara sürünerek, bölgelerini kokuyla belirtmeye çalışırlar. Böylece, “Zamanında şuradan bir arazi kapatamadık.” Duygumuzun ayniyle, hayvanlarda da olduğunu görmüş oluruz. Herhangi bir iş görüşmesine gittiğinizde unutmayın, o bölge her ne kadar bahsettiğimiz şekillerde işaretlenmemiş olsa bile, tamamıyla karşınızdaki kişinindir. Eğer yanlışlıkla masasına dokunursanız, taciz etmiş olursunuz.

 

Tarafsız bir yere yemeğe gittiğinizi düşünün, masa otomatik olarak ikiye bölünür. Yarısı sizin, yarısı da karşınızdaki arkadaşınızındır. Onun bölgesindeki tuzluğu isteyin ve yemeğinize dökün, fakat geri vermeyin. Kendi bölgenize koyun. İki dakika sonra arkadaşınızın tuzu alıp zaten deniz suyu kadar tuzlu olan çorbasını tuzladığını ve tuzluğu kendi bölgesine koyduğunu göreceksiniz. Sizin tarafınızdaki kül tablasını çaktırmadan onun bölgesine itin, beş dakika sonra kül tablası sizin bölgenize geri gelir.” (İzgören, Ş. Dikkat Vücudunuz Konuşuyor, s.22)

Your ads will be inserted here by

Easy Plugin for AdSense.

Please go to the plugin admin page to
Paste your ad code OR
Suppress this ad slot.

J. Fast (s.23)’ın kişisel alan ihtiyacıyla ilgili bir arkadaşıyla yaşadığı deneyime bakalım:

“Geçenlerde bir psikiyatr arkadaşımla öğle yemeği yedim. Şık bir restoranda ve hoş ama küçük bir masada oturuyorduk. Bir ara arkadaşım cebinden sigara paketini çıkardı, bir sigara yaktı ve paketi benim tabağımın önüne koydu.

Sohbetimiz sürüyordu, ama ben nedenini bilmediğim bir rahatsızlık hissetmeye başlamıştım. O konuşurken masadaki öteberiyi bana doğru itmeye, sigaralarını masanın bana ait bölümüne dizmeye başladığında rahatsızlığım daha da arttı. Konuşmasının bir yerinde sözlerini vurgulamak amacıyla bana iyice yaklaşıp, üstüme eğildiğinde dayanamaz hale geldim. Artık dikkatimi söylediği şeylere toplayamıyordum.

En sonunda arkadaşım merhamete geldi ve “Sana beden dilinde, sözel olmayan iletişimde çok temel bir şeyi gösterdim.” dedi.

Şaşırmıştım. “Neydi bu temel şey?” diye sordum.

“Sana karşı saldırgan davrandım, seni tehdit ettim ve meydan okudum.” dedi. “Seni kendini savunman gereken bir duruma zorladım ve sen bundan çok rahatsız oldun.”

Hala anlamamıştım. “Peki, ama bunu nasıl yaptın?” dedim.

“Önce sigaralarımla başladım.” dedi. “Yazılı olmayan kurallar, masayı ikimiz arasında eşit bölüştürüyor.”

“Ben böyle bir paylaşımın farkında değilim.” dedim.

“Tabii ki değildin, ama olsan da olmasan da kural geçerli. İkimizin de zihninde masadaki alanlarımızın sınırları açıktı. Normalde bu kurallara uygarca uyarız. Ama ben, sigaralarımı senin bölgene koyarak bu kuralı kasıtlı olarak çiğnedim. Sen farkında olmadan buna tepki gösterdin. Çünkü kendini tehdit altında hissettin, huzurun kaçtı. Bense saldırganlığımı sürdürerek masadaki tabakları, çatalları ve bardakları da senin bölgene ittim. Sen gittikçe daha fazla rahatsızlık hissediyordun ama nedenini kestiremiyordun.”

Bu benim, hepimizin kişisel alan sınırlarımız olduğu konusunda ilk dersimdi.”

 

Mahmut Açıl

www.gencogrenci.gencgelisim.com

Bir önceki yazımız olan İletişim Nedir? başlıklı makalemizde iletişim, iletişim nasıl olmalı ve iletişim nedir hakkında bilgiler verilmektedir.

Share

You can follow any responses to this entry through the RSS 2.0 feed. You can leave a response, or trackback from your own site.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir