Elbise

Written By: Genç Öğrenci - Nis• 08•13

Your ads will be inserted here by

Easy Plugin for AdSense.

Please go to the plugin admin page to
Paste your ad code OR
Suppress this ad slot.

gomlek

Yine gül devriydi.En güzel gülün etrafında kenetlenmiş gül insanların geçmişe, geleceğe ışık tutan, yol, yöntem ve insanlık öğreten en gerçek öykülerinden birisi yaşanıyordu diğerlerinin bir başka benzeri.

Her hayat, her an ayrı bir hikayeydi o devirde bilmem kaç yüz bin destana bedel.

Bir devir ki, hayat yoklukla sabır sınavına dönüşmüş.

Bil dilim ekmeği kaç kişi bölüşür?

Bir yudum su veya süt bulabilir mi içmek için beşikte bir bebek yahut ölüm döşeğinde bir kişi?

Ocakta bir sıcak çorba pişer miydi en sevgilinin evinde? Bir tek hurma ve suya banıp yemek için bir parça kara ekmek olur muydu?

Ne gezer?

O hep bir yoksulluk ve yoksunluk içinde yaşadı bir ömür. Eline geçen şeyler dağıttı hemen. Fazladan yiyecek bir şey bulundurmadı hanesinde akşamdan sabaha. Günlerce ateş yanmadı, bir tencere kaynamadı ocağında. Doyasıya karnını doyurmadı hiçbir zaman?. Yumuşak bir döşeğe uzanmadı, yanlarında derin hasır izleri oldu hep.

Özde, sözde, duygu, düşünce ve davranışta onu takip edenlerin ondan farkı mı vardı sanki? Onun gibi yaşamak, her şeyde ona uymak, onun sevgisini kalbinin derinliklerinde hissetmek en büyük mutluluktu onlara.

 

Günlerden bir gün, gecelerden bir gece.

Herkesin en fazla bir parça, sadece vücudunu örtecek bir yamalı elbise bulabildiği zamanlardaydı.

Şimdiki gibi duvar boyu gardıroplarda her çeşitten bilmem kaç parça, takım elbiseyi kim nereden bulacak da giyecek veya saklayacak naftalin kokulu dolaplarda.

 

Akşamın bir vakti.

İşte o evlerden birisi.

Belki de yatma zamanı.

Kapısı çalındı.

 

Bir yoksul boynu bükük ve yarı çıplak.

Dedi ki nice bin ümit içinde:

-Allah rızası için yoksula bir parça giyecek elbise!

 

İsteyen el geri çevrilmez, atlı bile olsa!

Veren el alan elden üstündür!

Marifet kendisi aç ve açıkken ihtiyaç sahiplerini giydirmek ve doyurmaktır!

Var olandan ve çok bulunandan herkes verir.

Azdan ve candan ise sadece gerçekten inanmış bulunanlar verir oysa!

 

Giyeceği, ibadet ederken bile üstünü örteceği tek parça giysiyi kapının kenarından, kendisini iyice gizleyerek yoksula uzattı.

Çırılçıplaktı hayat meydanında, evin içinde, kapının ardında, mahşerde kalakalmış gibi orta yerde…

Bir tablo ki hiçbir ressam resmedemez hiçbir devirde!

 

Sabah oldu.

Şafak ağardı.

Gece yüzünü döndü.

Güneş yol aradı gündüze.

Gül yüzlü sevgilinin müezzini çağrısını ulaştırdı gönüllere. Uykuları böldü, ötelere ve Yüceler Yücesine çağırdı. O da duydu ötelere daveti.

Your ads will be inserted here by

Easy Plugin for AdSense.

Please go to the plugin admin page to
Paste your ad code OR
Suppress this ad slot.

Kalktı yerinde.

Kuşandı inanç zırhını.

Giyindi en güzel beyazını takva elbisesinin.

Sevgiliye ve dostlarına gidemezdi.

Örtünebileceği bir elbisesi yoktu insan içine çıkabileceği.

Bir parça çula sarındı.

O haliyle yöneldi sonsuzluğa, dokundu dostun kapısının tokmağına. O’nu istedi sadece, sevgisini, hoşnutluğunu.

Başka bir dileği yoktu dünyada.

O razı ve memnun olsun yeterdi, herkes düşman olsa ne gam! O ona yeterdi, O ne güzel vekildi!

 

Seven sevdiğini, dost dostunu arar her zaman.

Sevmek ve sevilmek, aramak ve aranılmaktı her dem.

O yoktu saflar arasında, gözler onu aradı hep.

Niye gelmemişti, hasta mıydı, bir derdi, tasası, çözemediği bir sorunu mu vardı, yoksa emri hak gerçekleşip dünyasını mı değiştirmişti?

Sorup soruşturdular, araştırdılar.

Kimse bir şey bilmiyordu hakkında.

O zamanlar şimdiki gibi birbirine uzak, bigane, ilgisiz, duygusuz, duyarsız, kör, sağır, cahil değildi insanlar.

Duymadım, görmedim, bilmiyorum, diyerek üç maymunu oynamıyorlardı dünya tiyatrosunda.

Kardeşlikleri sadece namazla sınırlı değildi günümüzde olduğu gibi.

Bütün yönleriyle paylaşıyorlardı hayatı.

Bölüşüyorlardı güzellikleri, sıkıntıları, nimetleri, azaltıyorlardı dertleri, çoğaltıyor ve yaşanılır kılıyorlardı sevgiyi, şefkat ve merhameti.

Birisi ölse bir apartman dairesinde, kim bilir kaç gün sonra, etrafa ceset kokusu yayılınca haberleri olmuyordu şimdiki gibi.

Bir vakit mescide gelmese birisi, aranıp soruluyor, evinden araştırılıyor, derdi varsa çözüm bulunuyordu.

 

Gün doğmadan daha evine vardılar dostun dostunun.

Kapısını çaldılar.

Yarım açılan kapıdan gördüler ki, o bir çul parçasına sarınmış, derdini anlatıyor onlara.

Hemen bir elbise bulundu.

Dostun dostu giyindirildi cennet libasıyla donatılır gibi.

Takva elbisesiydi giydiği, Allah’a karşı sorumluluk duygusuydu kalbini ve hayatını dolduran güzellik.

 

Çok geçmedi aradan.

Dostun yanında, sevgilinin dizleri dibinde, elleri onun elindeydi gözleri buğulu. Dost onu kuşatmıştı sevgiyle, sarıp sarmalamıştı aşkla.

Ebubekir’den başkası değildi bu!

O hep onunlaydı.

İlkin ikincisiydi…

 

 

www.gencogrenci.gencgelisim.com

Bir önceki yazımız olan Beş Maymun ve Alışkanlıklarımız başlıklı makalemizde alışkanlıklarımız, beş maymun hikayesi ve Beş Maymun ve Alışkanlıklarımız hakkında bilgiler verilmektedir.

Share

You can follow any responses to this entry through the RSS 2.0 feed. You can leave a response, or trackback from your own site.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir