Ödev Sevmeyen Öğrenci İle Yaşama Sanatı

Written By: Genç Öğrenci - Haz• 25•13

Your ads will be inserted here by

Easy Plugin for AdSense.

Please go to the plugin admin page to
Paste your ad code OR
Suppress this ad slot.

narkolepsi2

 

Ödev,  nasıl bir sorumluluk,  nasıl bir zaman,  nasıl bir emek… Ödev, bir odada, sessiz, tüm uyarıcılardan uzak, çoğu zaman telefon, internet, televizyon olmadan kafanı gömüp çalışmak demek diye düşünen bir öğrenci ile karşı karşıya iseniz, çoğunluğun içinde olduğunuzu da bilmelisiniz, üstesinden gelmenin belli yollar ile mümkün olduğunu da…

Öncelikle ödevden sizin anladığınız nedir?

Bir iş yerinde çalışmakta iseniz, size tüm gün çalışmalarınız sonrası yöneticiniz eve ödev de verse ne hissedersiniz? Yetişmesi gereken onca şeye bir onca şey daha eklense, akşam izlemeniz gereken o meşhur dizilerden mahrum olma, ayağınızı uzatıp dinlenme, arkadaşlarınızla sohbet etme fikirlerin hepsinin rafa kaldırılması beklense ya da ev hanımıysanız, bütün gün evin türlü işini bitirmiş artık dinlenme isteğindeyken bir anda gelen bir misafir ya da eşinizin sizden yapmanızı istediği bir iş… İçinizdeki sıkıntıyı hisseder gibiyim. İşte öğrenci için de benzer bir duygu ve kabul edememezlik olabilmesi söz konusu. Yeter ki onun kafasında oluşan bu fikri uzaklaştırma ve süreci cazip hale getirme yolunu bulalım.

Öncelikle bilinmelidir ki ödev, ilköğretim çağı öğrencileri için daha kolay kabul edilebilen bir ek çalışmadır.  Eğer ilköğretim çağında bir öğrenci velisi iseniz, onu ödev sonrası kontrollerde teşvik ve tebrikle, okulda öğretmeninden alacağı takdiri anımsatma ile genellikle kolaylıkla çalışmaya sevk edebilirsiniz. Pek çok öğrencim, bazen renkli kırtasiye malzemelerini kullanmak, bazen öğretmenden yıldız kazanmak ya da aferin almak için ödevini kolaylıkla, hatta eve girer girmez tamamlar.

Eğer bu mümkün değilse, velinin kendine dönüp bakması gerekmektedir. Çünkü, doğduğu andan itibaren hiçbir sorumluluk verilmemiş, her şey önüne hazır olarak sunulmuş, evde hiçbir işi kendi başına yapması beklenmemiş bir çocuğun, okulda sorumluluk almasını, eve bu sorumluluğu taşımasını beklemek çok da gerçekçi değildir. Ancak evde sorumluluk almaya başlayan bir öğrencinin dışarıdan verilen sorumlulukları da alması kolaylaşır.

Bununla birlikte, ödevin ilköğretim çağından itibaren çocuğa aktarılış şekli de önem taşır.  Ödev, bir sorumluluk yumağı, angarya ya da daha ötesi işkence gibi algılanır ve çocuğa aslında farkında olmadan öyle aktarılırsa, öğrencinin de ödeve karşı tutumu pek tabii ki o yönde gelişmektedir. Velinin, öğrencinin ödevini kabus haline getirdiği durumlarda öğrencinin ödeve sempati ile yaklaşması beklenmemelidir.

Your ads will be inserted here by

Easy Plugin for AdSense.

Please go to the plugin admin page to
Paste your ad code OR
Suppress this ad slot.

Veli arkadaş gurubu ile konuşurken “çocuk hamal gibi sırtında kitap taşıyor, bir de eve gelip yorgun argın testlere, proje ödevlerine gömülüyor, dışarıda koşup oynayamıyor, hiçbir spor etkinliğine katılamıyor…” gibi nice şikayetini sunarken, çocuğun “yaşasın ödev yapacağım” gibi bir tavır takınması tam anlamıyla rüyadır. Çocuk için artık ödev yapmak işkence ile eş değer olmaya başlamıştır bile.

Bir diğer veli tutumu ise, tam tersi olarak öğrencinin ödev yapmasını ödüllendirilmesi gereken, muhteşem ve çok üstün bir iş olarak gösterme çabası ile bağlantılıdır. Veli bu defa çocuğuna “ödevini yaparsan sana en sevdiğin şeyi alacağım, dışarıda şuraya götüreceğim, internet kullanım, oyun, gezme hakkı vereceğim…”  benzeri vaatler ile cezbedici hale getirmeye çalışırken, farkında olmadan ödev yapmayı ayrıcalık kazandıran, ödül gerektiren bir durum olarak algılatır. Bu da ödevin, sadece sorumluluk ve öğrendiği konuları pekiştirme ve tekrar için bir yol olduğu düşüncesinden uzaklaştırır, çıkar sağlamaya dönük bir araç olmaya yöneltir. Öğrenci, bu sefer her ödev yapışın sonunda bir beklenti ve bir istek ile velinin karşısına çıkabilir. Elbette öğrencinin ödevi sonrası, onun başarısını teşvik eden güzel bir söz, gurur duyduğunuzu ifade eden bir tavır takınmalısınızdır ama maddi ödül verme yoluna gitmemelisiniz. Bununla birlikte, okul sonrası ve hatta günümüz koşullarında okul ve dershane sonrası eve yorgun gelen bir öğrenciye hemen ödevlerinin başına geçmesini “buyurmak” acımasızcadır.

Bırakın, öğrenci kendi zaman aralıklarını belirlesin, ödevi kendi programına istediği şekilde dahil etsin. “Bir türlü bu olmuyor ki, yemek sonrası bilgisayar, bilgisayar sonrası dizi, dizi sonrası telefon, telefon sonrası yorgun günün uykusu ile ödeve sıra gelmiyor” diyenlerinizi duyar gibiyim. Bunun için hafta içi programında bir gün bilgisayar, bir gün dizi, bir gün telefon muhabbetinden öğrencinin ödün vermesini beklemek, ödev için gereken zamanı ayarlamaya başlamasını sağlamak demektir. Hak vermelisiniz ki yeterince dinlenmeyen, kendi zevklerine belirli bir miktar zaman ayırmayan birinin istekli bir şekilde ödev yapması güçtür.

Zaman zaman veli, öğrencinin özelikle ergenlik döneminde sözünü dinlememesinden, öğütlerine kulak asmamasından şikayetçidir. Eğer siz evde öğrenci ile ödev yapma konusunda çatışma halinde iseniz, öğrencinin o dönem daha yakın olduğu (öğretmen, örnek aldığı arkadaşı, yakını gibi) kişilerin yardımını da almak yapıcıdır.

Tüm bunlarla birlikte ödevi akademik başarı için sadece bir araç, sorumluluğu gösteren bir unsur olarak ona hissettirdiğinizde ya da ödevi ev hayatının merkezinde barındırmaktan, onu takdir etmek için tek yol olarak görmekten uzaklaştığınızda işiniz daha da kolaylaşır.

 

Özüm Bölükbaş Orujov

www.gencogrenci.gencgelisim.com

Bir önceki yazımız olan Urfa’da Oxford vardı da okumadık mı? başlıklı makalemizde Urfa’da Oxford vardı da okumadık mı, yurtdışı eğitim ve yurtdışında eğitim hakkında bilgiler verilmektedir.

Share

You can follow any responses to this entry through the RSS 2.0 feed. You can leave a response, or trackback from your own site.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir