Ya Kazanamazsam?

Written By: Genç Öğrenci - Haz• 26•13

Your ads will be inserted here by

Easy Plugin for AdSense.

Please go to the plugin admin page to
Paste your ad code OR
Suppress this ad slot.

sinavlar

 

Korku kültürü, bireylerde ânı yaşamayı unutturup, geleceği kurtarma telaşına kaptırınca, kişi yaşının gerektirdiği ihtiyaçlardan mahrum kalır ki, bu kişiliğin noksan kalmasına yol açar.

Sınav cenneti olan ülkemizde gençlerimiz, kendilerini ve hayatı tanımadan ilkokuldan itibaren adeta bir yarış atı gibi rekabet edercesine, iyi bir gelecek elde etme adına sınav maratonuna tabi tutuluyor. Ve bu amaçla, başta anne-baba olmak üzere farklı konumdaki unsurlar, bireyin hayatına etki edenler, gençlerin iyiliği adına çeşitli söylemlerle onları yönlendirmeye, motive etmeye çalışıyor. Genel olarak bu yönlendirmenin, motive etmenin içeriği, niteliği, bilinçli yapıdan ziyade “ya hep, ya hiç” mantığıyla sunuluyor, türlü kaygı veren cümlelerle öğrenci motive edilmeye çalışıyor.

Genel olarak birçok şeyin gerekli bilinçten yoksun yapıldığı ülkemizde okullarda da, özel dershanelerde de gerçekçi şekilde, basmakalıp olmayan, gencin kendi öznel dünyasına hitap edecek gelecek, meslek rehberliği yapılması, bilinçlendirilme yapılması çalışmaları çok zayıf kalıyor. Daha çok ebeveynler ile akran çevresi, gence özgüvenini artıracak davranış ve sözlerden ziyade kaygı-korku temelli yaklaşımlar sunuyor, genç adeta hayatta mutlu olmak için, başkalarının gözünde değerli olmak için, onaylanmak için sınavları kendisinden bile çok önemsemeye başlıyor.

Tabi ülkemizdeki ekonomik koşulların etkisi, geleceğin bir çok noktada belirsizliğini koruması, daha konforlu yaşama isteği, anne-babanın kendilerinin olamadığı mesleğe çocuklarının sahip olmasıyla, onlar üzerinden mutlu olma isteği, el aleme karşı değerli olma durumları, gencin arkadaşları içinde rekabet etme isteği vs.. gibi etmenler, gençte sınavlara yönelik eğilimi artırmakta ama çoğu zaman bu eğilim çok sağlıklı olamamakta, gerekli içsel kaynaklara ulaşamadan yüzeysel-duygusal tavırlarla motive etmeye zorlamaktadır. Yani kontrollü, istikralı, bireyin benlik algılayışıyla uyumlu, sağlıklı olan, korkuya kaygıya dayalı olmayan, özgüven temelli sınav bilinci, gençleri sağlıklı ruh hali içinde sınava hazırlar. Gencin bu sebeple sosyal çevreye uyumu bozulmaz, geleceği kazanayım derken kendi benliğinden taviz vermez, öz saygısını yitirmez, sınavın hayat memat meselesi olmadığının farkına vararak kendi içindeki derin kaygıların, korkuların esiri olmaz.

Genel yapı itibariyle türlü toplumsal-geleneksel şartlandırılmaların etkisiyle, gençlerde oluşan gelecek kazanma adına kaygılanma, korkuyla motive olma anlayışı, sosyal hayatta da kendisini uyumsuz olma süreçlerine yöneltir. Şöyle ki, rekabete, kıyaslamaya, akademik başarıya endeksli sınav süreci, öğrencinin eğitimden alması gereken, kendisini anlamlandırma, hayatı sorgulama, kolektif düşünme biçimine sahip olma, nedenselliğe dayalı düşünme içinde merak güdüsüyle yaşam boyu öğrenme yetisinden uzak bırakmaktadır. Ki sadece ekonomik ve sosyal statü amaçlı tahsil edinme süreci, kişinin yaşam boyu öğrenme isteğini engeller.

Your ads will be inserted here by

Easy Plugin for AdSense.

Please go to the plugin admin page to
Paste your ad code OR
Suppress this ad slot.

Kişi öğrenciliğinde edindiği rekabet etme, kıyaslanma, onaylanmak için önde olma algısı onun ileriki yaşlarında hayatı gelişim, üretkenlik, sosyal duyarlılık ekseninden çıkarabilir bu da egoist yapıya etki ederek huzurdan yoksun bırakabilir kişiyi. Rekabet, elemeye, sadece akademik başarıya endeksli sınav algısı, başka açıdan bu sınavlarda başarı elde edememiş gençlerin içinde hezeyanların, çatışmaların oluşumuna etki etmesidir. Çünkü genel olarak sınav başarısına endekslenmiş olan gencin kişilik değeri, eğer sınavda başarı olmamışsa, derin algıda birey kendisini değersiz, aşağılanmış, suçlu hissedebilir, adeta yaşam içinde artık hep geriden bakılan, arkadaşları tarafından bile eskisi gibi algılanmayan yapıya bürünebilir. Bu da içsel, sosyal uyum sorunlarına, aşağılık kompleksinin oluşup sonrasında bu yapının etkisiyle çevresinde uyumsuz yapıya dönmesine yol açabilir. Bilgi denilen temel ihtiyaç, sosyal statü, para kazanma vs. amaçlı olarak görülüp bu şekilde nesiller koşullandırıldığı sürece gerçekten sağlıklı, eğitimli, duyarlı, üretken nesiller oluşturulamaz. Çünkü bireylerin kişiliklerinin sağlam, üretken olmasına özen göstermeyen, bilginin sadece para için edinildiği yapılarda insani gelişimler, empatiye dayalı sağlıklı sosyal ilişkiler gelişmez.

Eğitimin belli ölçüde rant haline geldiği ülkemizde, özel dershaneler, sınavlarda birinci çıkarınca televizyonlarda, bilboardlarda reklâmları yapılıyor. Arka planda sınavdan sıfır alan, çok düşük puan alan gençler ise bir bakıma sanki geri plana atılan, toplumsal yönden saygınlığı azalan yapıda görülebiliyor. Bu çarpık sınav algılayışı, rant haline gelmiş eğitim sektörü, belki maddi olarak iyi ama kendisiyle, sosyal hayatla çok uyumlu olmayan nesiller ortaya koymaktadır.

Korku kültürü, bireylerde ânı yaşamayı unutturup, geleceği kurtarma telaşına kaptırınca, kişi yaşının gerektirdiği ihtiyaçlardan mahrum kalır ki, bu kişiliğin noksan kalmasına yol açar. Ayrıca daha çok hissi düşünen millet olduğumuz için panikleme yapabiliyor, mantıklı çıkarımlar yerine duygusal reflekslerle hayatımıza yön verince sorunlar yaşayabiliyoruz. Bu yüzden, yetişen nesiller bir yandan tüketim toplumu sürecini yaşarken ve hayatın anlamını keşfetme olanağından mahrum süreçlere yöneltiliyor. Aynı gençlik, gelecek kaygısını ergen olunca yaşıyor; çünkü özgürlük için para, iş lazım ki bağımsız olsun, ama tüketim alışkanlığı, mücadele ruhunun verilmemesi, özgüven yerine hazır verilen olanakların onda yarattığı edilgenlik, rekabet ederken kendisinden beklentilere karşı edindiği bazı isyan süreçleri, gençlerin enerjilerini kullanamamalarına yol açıyor. Televizyonlar artık gençleri saçma sapan programlarla uyuşturup, edilgen yapacağına, gençlerin gerçek sorunlarına, ihtiyaçlarına cevap verecek yapıya kavuşmalı! Gençler, televizyona okuldan daha çok önem veriyor çünkü…

Meslek türü, elde edinilen kazanç asla kişilik ile özdeş değildir, olamaz… Bunun yanında aslolan, bireyin kendi insani potansiyelini yaşam yolunda, hangi koşullar altında olursa olsun geliştirme bilincine sahip olması, esnek düşünerek kültürel ihtiyaçlarının da farkına vararak yaşamasıdır.

Her meslek mutlak gereklidir, her insan aynı mesleğe uygun olamaz. Böyle olursa, yaşamda devamlılık olmaz. Meslek, kiminde zor, kiminde kolaydır, denge hayatta böyle olabiliyor. Bunun yanında bireyin huzur gereksinimini sadece maddiyattan yana görmesi onun psikolojik, kültürel ihtiyaçlarını unutmasına yol açar ki, bu da sorunlu yıllar geçirmesine yol açar. Bilgi edinme ihtiyacını, kişi en çok kendi var oluşsal sürecine katkı yapma, sosyal hayatta benliğini zenginleştirerek uyumu ilişkiler kurma adına edinmelidir…

 

Halil Kırık

www.gencogrenci.gencgelisim.com

Bir önceki yazımız olan Öğrenciler İçin Hayat-Memat Meselesi: Kendini İsraf Etme, Kendine Yatırım Yap! başlıklı makalemizde kendine yatırım yap, kendini değerlendirmek ve kendini israf etme hakkında bilgiler verilmektedir.

Share

You can follow any responses to this entry through the RSS 2.0 feed. You can leave a response, or trackback from your own site.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir