Yalan Saltanat

Written By: Genç Öğrenci - Tem• 16•13

Your ads will be inserted here by

Easy Plugin for AdSense.

Please go to the plugin admin page to
Paste your ad code OR
Suppress this ad slot.

yalan saltanat

Öğrencilik, hayatın en güzel yıllarıdır. Sıkı dostluklar, uzun soluklu  arkadaşlıklar ve gerçek kardeşlikler bu yaşlarda başlar. Bir ömür boyu unutulmaz, yaşar gider son nefese kadar. Kafası, kalbi ve bedeni büyür dostluklarıyla beraber. Adım adım yürünür hayattan ve ötelerden yana. Zaman nakış nakış işler insanı. Can can olur sahiden. Çiçek açar rengarenk cennet bahçesinin yamaçlarında duygular, bambaşka düşler ve düşünceler boy verir okulun sonsuzluğu soluklayan iklimlerinde. Kalemle kelimelerden inşa edilir kişinin yapısı. Gönül inançla kanatlanır hayatın önünde bir rehber olarak.

 

 

 

Okulun birinde üç arkadaş vardı: Zeynep, Oya ve Aslı.

Üçlü çeteydi bunların lakabı. Biri gül, diğeri diken, öbürü yeşil yapraktı ikisinin arasında. Birbirini dengeleyen ve birlikte ayakta kalmayı başaran üçlü sac ayağı.

Sevgi, kaygı, akıl ve duygu bütünlüğüyle yaşarlardı birlikte. Bir an bile ayrılmazlardı. Kavgaları, sevgileri, hayata dair kaygıları aynıydı.

Herkes farklı bir dünyaydı.

Okunması gereken ilginç bir kitaptı her insan

Ulaşılamayan bir zirveydi evrende. Zaman bir avcı, önünde bir avdı insan, avlanmaya giderken avlanan bir büyük devdi gizemli hayatıyla.

 

Zeynep gül, Oya diken, Aslı yeşil yaprak.

Aralarındaki sevginin tanımı yoktu.

Oya bir yalnız süvari kalabalıklar arasında. Hep önde bitiriyor yarışı. Koşuyor hedefe emsallerini geride bırakarak, ezip geçiyor deyim yerindeyse. Kırıyor, döküyor, yakıp yıkıyor, alay ediyor, küçümsüyor geride kalanları, suçluyor beceriksizlikle.  Dilin kemiği yok ki, ne yana istersen dönüyor. İyiyi de söylüyor, kötü ve çirkin olanı da. Aldatan aldanır, fakat o aldatmaktan zevk duyuyor çevresini. Bir oyun gibi yaşıyor her şeyi.

İnsanın özeti kalptir, gönüldür, orada yaşanan hayattır. O iyiyse insan ve hayat iyi, o hastalıklıysa insan hastalıklı, zaman ve insan çürük bir meyve kokuşmaya yüz tutmuş. İyiliğin ve kötülüğün karar kıldığı, yeşerdiği, hayat meydanına yol bulduğu toprak. Ne ekerse oraya, onu biçiyor insan bir ömür ve ötelerde elleriyle.

 

 

Oya erkek gibi kız. Vurduğunu deviriyor. Yanına yaklaşabilene aşk olsun. Gölgesinden bile çekinilen birisi olup çıkmıştı. Önüne geleni tokatlıyor, arkasına düşeni tekmeliyordu Oya. Gözüne kestirdiği ve zayıf olduğuna inandığı korumasız kişileri hedef alıyordu özellikle. Sevgisizliğinin acısını başkalarını ezerek çıkartıyordu.

Küçük yaşlardan beri sevgisiz büyümüş, şiddetin en acımasızını tatmıştı evinde. Sarhoş bir baba, yarım akıllı bir anne elinde bu kadar oluyordu ancak. Sevgiden mahrum yetişen bir kişinin sevgi göstermesi beklenemezdi başkalarına.Ziyan edilmiş bir çocuktu Oya. Yeteneklerini ortaya koyamamıştı. Özü temiz biriydi gerçekte.

 

Ali ile Zafer Oya’nın sınıfındaydılar. Çalışkan ve örnek birer öğrenciydiler. Kimsenin işine gücüne karışmazlardı. Sessiz sakindiler, varlıklarıyla yoklukları belli değildi sınıfta. Kitapların arasında, kalemin ve kelimelerin sihrine kapılır,  okumaktan yorulmazlardı. Alçak eşeğe binmesi kolay olurmuş. Sahipsiz kalmaya gör bir kere, herkes dalına biner insanın. Yapmadığını bırakmaz hayat zayıfları. Sanki hak sadece güçlünündür, herkes onların yanındadır, korku dağlar beklemektedir. İnsan insanın kurdudur, diye bunun için söylenmişti belki de.   Oya da bu kendi halinde yaşayan, hayatta var olmak, kendisine yer bulmak için canla başla çalışan bu öksüzlere çatıyordu her fırsatta. İtip kakalıyor, dövüp sövüyordu.

Hayatta hiçbir kimse aşağılanmayı, horlanmayı, itilip kakılmayı, dövülmeyi istemez. Dayak hayvana bile yakışmaz, denilmiştir.

İnsanın ihtiyacı olan tek şey sevilmektir. Kalpler ancak sevgiyle doyar ve huzur bulur. Sevgisizse bir kul, mutluluk onun semtine uğramaz. Üç günlük mesafede durur en azından.

Ali ile Zafer sesini çıkaramıyorlardı, korkuyorlardı.

Canlarına tak etmişti Oya’nın insanlık dışı tavırları. Ne yapacaklarını bilemiyorlardı. Öğretmenlerine de söyleyemiyorlardı. Aynı sınıftaydılar sözde.

Bir gün köşeye sıkıştırmış, ağza alınmaz laflar söylüyor, yüzlerine, yüzlerine vuruyordu Oya Ali ile Zafer ağlıyordular iki gözü iki çeşme. Zeynep’le Aslıhan bu manzarayı görünce şaşkınlıktan neredeyse küçük dillerini yutacaklardı. Koşarak geldiler, müdahale ettiler hemen.

Dediler ki ikisi birden:

-Ne yapıyorsun  Oya, ayıp değil mi bu yaptığın, çok çirkin gerçekten, insan insana böyle davranır mı? Biz arkadaşız. Binlerce neden var bizi birbirimize bağlayan. Öğretmenimiz, okulumuz, ülkemiz, dilimiz, tarihimiz, dinimiz aynı. Şehrimiz bir, mahallemiz bir, evlerimiz yan yana. Ne yaptı sana Ali ile Zafer. Hemen özür dile arkadaşlarımızdan. Yoksa sana küser, konuşmayız bir daha, asla arkadaşlık yapmayız seninle.

 

İyi arkadaş iyiliğe, kötü arkadaş kötülüğe sürükler insanı. İyi arkadaş seçmek en seçimdir hayatta. Yol arkadaşın iyiyse, hayat gemisi sağ salim ulaşır hedefe. Geminin tabanını oyan bir dostsa yanınızdaki, okyanusun dipsiz derinliklerinde kaybolmak ve köpek balıklarına yem olmak kaçınılmaz sondur yolcu için.

 

Oya arkadaşlarının uyarısını dinledi. Zeynep ve Asıhan’ı kıramazdı. Özür diledi Ali ile Zafer’den. Bir daha yapmayacağına söz verdi.

Oya tutmadı sözünü. İnsan alışkanlıklarının esiriymiş. Tatmış kudurmuştan beter olurmuş. Yakaladığı her fırsatta aynı şekilde davrandı Ali ile Zafer’e.

 

Zulüm ile abat olanın sonu berbat olurmuş.

Yalan ve zulümle saltanat sürülmezmiş.

İnkar sürer zulüm sürmezmiş sonsuza kadar.

Mumu ancak yatsıya kadar yanarmış yalancının.

Sabreden derviş muradına erermiş ama, sabrın da bir sonu varmış. Eşeğin canı yanınca atı geçermiş çifte savurmakta. Vurduğunu devirirmiş.

Ali ile Zafer bu işin böyle gitmeyeceğini anladılar. İyice sıkılmış ve yorulmuşlardı. Gururları incinmişti.Oya’ya bir ders vermeyi düşündüler. Bunun için bir plan yaptılar.

 

Hafta sonuydu.

Oya’yı davet ettiler parka.

Oya sevindi.Bu akılsız çocuklarla, kedinin fareyle oynadığı gibi oynayacaktı. Eğlenceli bir hafta sonu geçirecekti. Stres atacaktı onları döverek.

Ava giderken avlanacaktı Oya. Tuzağa düşecekti. Yolundaki pusudan habersizdi. Savaş hile demekti. Oya’yla Ali ve Zafer arasında örtülü bir savaş vardı. En güçlü insanlar ve ordular, hile ve tuzak karşısında çaresiz, güçsüz ve etkisiz kalırlardı, yenilirlerdi beklenmedik biçimde. Tarih bunun örnekleriyle doluydu. Kendine güvenmek iyiydi ama, tedbirsiz güven telafisi imkansız bir zarar doğuruyordu sonuçta.

Pusuya yatan daima güçlüydü.

 

Your ads will be inserted here by

Easy Plugin for AdSense.

Please go to the plugin admin page to
Paste your ad code OR
Suppress this ad slot.

Ali ile Zafer’in bulunduğu yere geldi Oya. Etrafına bakındı. Onlara  seslendi:

-Heeey, kibar ve çalışkan çocuklar, neredesiniz, çıkın ortaya, bakın ben geldim randevuma, siz nereye kayboldunuz. Söz, fazla  hırpalamayacağım, haydi erkekseniz çıkın ortaya! İkiye biriz, iki erkek bir kız!

Bekliyorum sizi hemen…

 

 

Ali ile Zafer, kendinden emin bir şekilde, elleri böğründe bekleyen Oya’nın üzerine, bir kaplan çevikliği ve hızıyla, aynı anda saklandıkları yerden fırlayıp ellerindeki iple ağaca sımsıkı bağladılar döne döne.

 

Oya ortalığı çınlatıyordu. Bağırıyordu küfürlü sözlerle.

Bu saatlerde kimse olmazdı parkta. Issızdı etraf.

Ali ile Zafer, zafer kazanmış birer komutan gibi, Oya’nın karşısına geçtiler,  korku, endişe, heyecan ve biraz da yaptıklarının utancı içinde dediler ki Oya’ya:

-Haydi Oya hanım, kim kurtaracak şimdi seni. El mi yaman, biz mi? Gördün mü elin elden üstün olduğunu, birlikten kuvvet doğduğunu. Yakışmıyor ama, bunu da yaptırdın bize sonunda. Bizimle uğraşmaktan vazgeç, bu ders sana yeter, biz gidiyoruz, sen yaptıklarının yanlışlığını düşün. Sen başkasının kapısını tekmelersen, bir gün senin kapını da tekmeleyen bulunacaktır. Etme bulma dünyası bu. Kötülük yapanın kötülük, iyilik yapanın iyilik bulacağını unutma e mi?

Zeynep’le Aslı’ya da bizim selamımızı söyle. Belki gelirler seni kurtarmaya. Haber verelim onlara. Üçün biri tuzağa düştü, diyelim! Allah’a ısmarladık…

 

Çekip gittiler sonra…

O bağırıyordu feryat figan.

Çok geçmedi ki Aslı  ile Zeynep oradaydılar. Ali ile Zafer, onları da çağırmışlardı, arada sadece otuz dakika farkı vardı. Gördüklerine inanamadılar. Oya ağaca sımsıkı bağlanmış, yırtınıyordu çaresiz. Gücü sesine yetiyordu sadece.

Kendisine doğru koşarak gelen Zeynep ile Aslı’yı fark edince, düş gördüğünü düşündü bir anda. Aklını mı yitirmişti ne? Yok hayır, onlardı işte. Kul sıkışmayınca Hızır yetişmezmiş. Onları Allah göndermişti ona. Sevindi Oya. Kurtulacaktı arkadaşları sayesinde.

 

Zeynep aklını yitirmiş gibi konuştu:

-Nedir bu halin Oya, kim bağladı seni buraya? Ali ile Zafer nerdeler? Oyun oynayacaktık birlikte hani?

 

Oya burnundan soluklanarak, yılan tıslamasını andıran bir ses tonuyla kelimeleri yuvarladı ağzında:

-O alçaklar yaptı bu işi bana, tuzak kurdular sizin anlayacağınız. Gafil avladılar beni. Boylarından büyük işe kalkıştılar. Bunun hesabını sorarım ben onlardan!

 

Aslı taşı gediğine koydu, uyardı Oya’yı:

-Büyük lokma ye, büyük söz etme Oya!

Mağrur olma bu kadar, senden büyük Allah var.

Düşün ki, kendin ettin kendin buldun. Melek gibi çocukları yanlışlarınla canavarlaştırdın adeta.

Suçu kendinde ara, onlarda değil.

Düşmez kalkmaz bir Allah’tır.

Kendini, duygu, düşünce ve davranışlarını, hatta niyetlerini sorgula, iyiye ve güzele ulaş. Seni uyarıyoruz dostça, dost acı söyler, ama doğruyu söyler.

Söz ver Allah’a, yemin et!

Kimseye zarar verme, kötü  davranma.

Sana yapılmasını istemediğin şeyleri başkasına yapma!  Merhamet etmeyene merhamet edilmez.

Herkesle dost ve kardeş ol! Sevgiyle dol!

 

Üç arkadaş, Aslı, Zeynep ve Oya sözleştiler:

Hiçbir gerekçeyle hiçbir kimseye kötülük yapmayacaklar, kötülüğü iyilikle giderecekler, güzel görecek, güzel düşünecek ve hayattan lezzet alacaklardı. Güzellikleri başkalarına da ulaştırmaya çalışacaklardı bundan sonra. Kararlıydılar.

 

Üç artı iki, eşittir beş eder!

Kervan yola girdi mi hedefe gider.

Aslı, Zeynep, Oya, Zafer ve Ali, artık beşi bir yerdeler.

Sevgi, saygı, hoşgörü içinde kardeş ve dost olmanın, sonsuzluğa birlikte yürümenin mutluluğunu yaşıyorlar.

Halleri ve dilleriyle, düşleri ve düşünceleriyle güzelliklere tercüman oluyorlar.

Herkes onlara hayran, onlar ötelere.

Dua dua anlam katıyorlar seherlere.

 

Yasemin GÜL

www.gencogrenci.gencgelisim.com

Bir önceki yazımız olan Yalnızlık Gizemli Dünyadır başlıklı makalemizde yalnızlığa dair sözler, yalnızlık ve Yalnızlık Gizemli Dünyadır hakkında bilgiler verilmektedir.

Share

You can follow any responses to this entry through the RSS 2.0 feed. You can leave a response, or trackback from your own site.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir